BAZ İSTASYONLARININ ZARARLARI VE HUKUKİ BOYUTU 2

2010-08-26 16:05:00
BAZ İSTASYONLARININ ZARARLARI VE HUKUKİ BOYUTU 2  |  görsel 1

 

 

 

 

BAZ İSTASYONLARININ ZARARLARI VE HUKUKİ BOYUTU 2 

 

 

EK II

T.C.

Sağlık Bakanlığı

Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü

 

Sayı: B.100TSH100000/(3424) 7384

Konu: İyonlaştırıcı Olmayan Radyasyon-

Elektromanyetik Kirlilik

29 Mayıs 2000

 

GENELGE

(2000/56)

 

Ultraviyole, Infrared, Laser, Mikrodalga, Radyofrekans, Ultrasound, Elektrik ve Manyetik Alanlar olarak sayılan ve çeşitli kaynaklardan oluşan İyonlaştırıcı Olmayan Radyasyonnun (NIR-Non İonizing Radiation) insan ve çevre sağlığı üzerindeki etkileri ve riskleri literatürde belirtilmektedir.

Bu kaynaklar arasında radyo, televizyon, telefon, telsiz, radar ve uydu istasyonları, vericileri, aktarıcıları, tesisleri, antenleri, baz istasyonları, terminalleri, link istasyonları, anten çiftlikleri ve benzerleri ile yüksek ve orta gerilim hatları, trafo istasyonları, çeşitli alet, cihaz, ekipman ve

sistemler, evlerde kullanılan alet ve cihazlar, tıbbi tanı ve tedavide kullanılan alet, cihaz, ekipman ve sistemler yer almaktadır.

Bunlardan yayılan radyo dalgaları, mikrodalgalar, elektromanyetik dalgalar, akustik dalgalar, optik radyasyon (infrared, ultraviyole, laser) ve benzerleri ile oluşturdukları elektromanyetik alanların, bulundukları yer, topografik ve meteorolojik koşullar, işletme koşulları, alınan tedbirler, frekansları, boy ve şiddetleri, maruziyet miktar ve sürelerine bağlı olarak, önemli olumsuz etkilere neden olmaktadırlar.

İnsan ve çevre sağlığı üzerindeki etkileri ve riskleri açısından, bunların uygun yer seçimlerinin yapılması, kurulmaları, işletilmeleri ve kullanımlarında gerekli tedbirlerin alınması ve tedbirlerin kontrolü önem arz etmektedir.

Dünyada insan vücudu ve iyonlaştırıcı olmayan radyasyon-elektromanyetik kirlilik arasındaki ilişkiler ve etkilenmelerle ilgili çalışmalar uzun süredir devam etmektedir. Bu çalışmalar ışığında maruz

kalınan alanlar ve maruziyetle ilgili limit seviyeler tanımlanmaktadır. Maruziyeti sınırlandıran uluslararası limitler bulunmaktadır. Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) tarafından resmen gönüllü kuruluş (NGO-Non Governmental Organization) olarak tanınan Uluslararası Radyasyondan Korunma Birliği İyonlaştırıcı Olmayan Radyasyon Komitesi (IRPA/INIRC International Radiation Protection Association/International Non-Ionizimg Radiation Commitee) limitleri ve 18 Avrupa ülkesi için Avrupa Elektronik Standardizasyon Komitesi (GENELEC: European Committee for Elektrotechnical Standardization) limitleri, bu uluslararası limitlerdendir. 46 Avrupa ülkesinin üzerinde anlaşmaya vardığı, IRPA/INIRC'nin iyonlaştırmayan radyasyondan korunmaya ilişkin yönetmelikleri Avrupa Birliği (EU) tarafından Birliğe üye ülkelerce uyulması gerekli standartlar olarak kabul edilmiştir. Ayrıca bazı ülkeleri de limit ve standartları bulunmaktadır. Dünya Sağlık Teşkilatı, 10 yıl sürecek olan ve 44 ülkenin katıldığı Uluslararası Manyetik Alan Projesini (WHO, International Electromagnetic Field Project) 1996 yılında başlatmıştır. Bu projeyi aralarında EC, ILO, NATO'nun da bulunduğu Uluslararası kuruluş ise 8 Araştırma Laboratuvarı ve Merkezi desteklemektedir. Ülkemizin projeye katılma çalışmaları yakın zamanda sonuçlanabilecektir. Bu proje çalışmaları sonucunda maruziyeti sınırlandıran uluslararası limitler, araştırma sonuçlarına göre aşağıda çekilebilecektir.

Amerikan Ulusal Çevre Sağlığı Bilimleri Enstitüsü (US, National Institute of Environmental Health Sciences - NIEHS) tarafından yapılan ve 1998'de tamamlanan araştırma prajesinde, iyonlaştırmayan radyasyonun ELF (Extremely Low Frequency, O-300 Hz) bölgesi Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (IARC) tarafından 3° ile sınıflandırmıştır. 3° insanlar üzerined karsinojenik olabilecekler ile ilgili sınıftır (possibly carsinogenic to humans).

Dünya Sağlık Teşkilatının "Çevre Sağlığı Kriterleri Serisi"den (Environmental Health Criteria Series): Lazerler ve Optik Radyasyon (Lasers and Optical Radiation, No: 23, 1982), Manyetik Alanlar (Magnetic Fields, No: 69, 1967), Radyofrekans ve Mikrodalgalar (Radiofrequency and Microwaves, No:16, 1981), Ultrasound (No: 22, 1982), Ultraviyole Radyasyon (Ultraviolet Radiation, No: 14, 1979) ve Elektromanyetik Alanlar [Electromagnetic Fields (300Hz to 300 GHz), 137, 1993], Avrupa Bölgesi Yayınları Serisinden (Regional Publications European Series), İyonlaştırıcı Olmayan Radyasyondan Korunma (Nonionizing Radiation Protection, No:10, 1982, No: 25, 2.Ed. 1989) adlı yayınlarında da iyonlaştırıcı olmayan radyasyon detaylı irdelenmektedir.

Ülkemizde ihtiyari sta ndart niteliğinde olan, 10 kHz ile 300 GHz frekans bölgesindeki elektrik ile manyetik alanlara maruz kalan insandaki kısa dönemli olumsuz etkilerin önlenmesiyle ilgili tedbirleri kapsayan "TC ENW 50166-1 - İnsanların Eletromanyetik Alanlara Maruz Kalması - Yüksek Frekanslar (10 kHz-300 GHz)" Standardı ve sıfır ile 10 kHz aralığındaki statik ve düşük frekanslı elektrik ve manyetik alanlara maruz kalan insandaki kısa döremli olumsuz etkilerin önlenlemiyle ilgili tedbirdelir kapsayan "TS ENV 50166-2 - İnsanların Elekromanyetik Alanlara Maruz Kalması - Düşük Frekanslar (0Hz-10 kHz)" Standardı bulunmaktadır. Bu standartlarda, işçiler ve genel halk için, doğrudan ve dolaylı zararlara karşı koruma, temel sınırlamalar, referans seviyeleri, ölçüm metotları, cihazlar, ölçme işlemleri, naruz kalma sınırlarının tespiti esasları, elekromanyetik alan kaynakları, alan değerlerinin ölçümünde pratik öneriler, alan değerlerinin ölçüm sistemleri, hesap işlemleri, alan seviyeleri ile uyumun kontrolü, maruziyeti kontrol etme metotları yer almaktadır.

Standartların bir örneği Valiliğiniz çalışmalarında yaralanılmak üzere ekte gönderilmektedir.

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Türkiye Bilişim Derneğince Kasım-1999'da düzenlenen "Bilişim Toplumuna Giderken Eletromanyetik Kirlilik Etkileri Sempozyumu-1999"da da etkiler, riskler ve alınması gerekli tedbirler tartışılmış ve etkiler, riskler ve alınması gerekli tedbirler sempozyum kitabında yer almıştır.

Bakanlığımız önerisi ile kabul edilen Yüksek Çevre Kurulu kararı çerçevesinde, İyonlaştırıcı Olmayan Radyasyonla ilgili, Bakanlığımızın da katıldığı, Çevre Bakanlığının eşgüdümündeki çalışmalar sürdürülmektedir.

Bugüne kadar yapılan bilimsel araştırmalar elektromanyetik alan ve dalgaların biyolojik etkileri olduğunu göstermiştir. Araştırmalar devam etmektedir. Bu etkiler arasında çeşitli faktörlere bağlı olarak insan sağlığına zararlı etkiler de bulunmaktadır. Bu alanlarla sebep oldukları belirtilen çok sayıdaki kronik hastalık veya sağlık sorunu için bütün araştırmacıların üzerinde anlaştığı çok açık neden-sonuç ilişkileri gösterilmemekle birlikte, ortaya konan sağlık etkileri ve buna bağlı olarak getirilen maruziyet sınırlamaları dikkate alındığında, bu etkilerin bütün araştırmacılar tarafından kabul edilmesi ve kesinleşmesine kadar, kanıtlanmış sağlık risklerinin varlığı, maruziyet alanlarının çoğalması ve uzun vadedeki olası etkileri gözönünde bulundurulduğunda, toplum bireylerinin ve özellikle risk gruplarının önlenebilir tüm etkilerden korunması için iyonlaştırıcı olmayan radyasyon-elekromanyetik kirlilik ile ilgili tedbirlerin bir an önce alınması gerekliliği bulunmaktadır.

Fert, toplum ve çevre sağlığının korunması çerçevesinde;

Valiliğinizce, yukarıda bahsedilen hususlar ile etkiler ve risklerin dikkate

alınarak, ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği ve koordinasyon içerisinde, İyonlaştırıcı Olmayan Radyasyon Elektromanyetik Kirlilik ile ilgili gerekli her türlü tedbirin alınması, etkiler, riskler ve tedbirler hakkında kamuoyunun ve ilgililerin bilgilendirilmesi ve gerekli uyarılarda bulunması, hususlarında bilgilerinizi ve gereğini, genelgemiz hükümlerinin Kaymakamlıklar, Belediye Başkanlıkları, İl ve İlçe Umumi Hıfzıssıhha Meclisleri ile İliniz Kamuoyuna ve ilgili birimlere duyurulmasını arz ve rica ederim.

 

Doç.Dr. Osman DURMUŞ

Bakan 
(İMZA)

 

DAĞITIM:

GEREĞİ:

81 İL VALİLİĞİ 
(İl Sağlık Müdürlüğü)

BİLGİ:

BAŞBAKANLIK TÜRKİYE ATOM ENERJİSİ KURUMU BAŞKANLIĞI
ÇEVRE BAKANLIĞI
(Çevre Kirliliğini Önleme ve Kontrol Genel Müdürlüğü)
(Çevresel Etki Değerlendirmesi ve Planlama Genel Müdürlüğü)
İÇİŞLERİ BAKANLIĞI
(Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü)
ULAŞTIRMA BAKANLIĞI
ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANLIĞI
ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANLIĞI
BAKANLIK TEFTİŞ KURULU BAŞKANLIĞI
BAKANLIK ANA ÇOCUK SAĞLIĞI VE AİLE PLANLAMASI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
BAKANLIK TEDAVİ HİZMETLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ
BAKANLIK KANSER SAVAŞ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
BAKANLIK BASIN VE HALKLA İLİŞKİLER DAİRESİ BAŞKANLIĞI

 

*** 

 

Baz istasyonları - Yargıtay Kararları

 

T.C.

KONYA VALİLİĞİ

İl İnsan Hakları Kurul Başkanlığı

 

KURUL KARARI

KARAR TARİHİ :12.09.2007

KARAR”NO :2007/09

KONU : Baz İstasyonları

İl İnsan Hakları Kurulu, 12.09.2007 Çarşamba günü saat 14.00’te Vali Yardımcısı ve İl Insan Hakları Kurulu Başkanı Yalçın BULUT başkanlığında toplandı.

Yapılan toplantıda, Hacı Cemil Mahallesi sakinlerinden Mehmet KARATAŞ ve Geçit Mahallesi sakini Mustafa KATGI’nın mahallelerinde kurulan baz istasyonlarının insan sağlığını tehdit ettiği konusundaki yaptıkları yazılı başvurular, TÜBITAK’tan gelen “Baz İstasyonları Raporu” ışığında, oluşturulan komisyon marifetiyle incelenip değerlendirilerek aşağıdaki rapor hazırlanmıştır.

Kurulumuz Komisyonu tarafından hazırlanan raporda; ilmi incelemeler, yüksek yargı kararları, tıbbi araştırma sonuçları, başta İngiltere olmak üzere uluslar arası uygulamalar, hukuki değerlendirmeler ve tüketici örgütleriyle demokratik kitle örgütlerinin çalışmalarında önemi vurgulanan baz istasyonlarının kaçınılmaz olduğu; ancak, bu öneminin yanında toplumun beden ve ruh sağlığı ile toplum huzuru açısından da büyük bir sorun olduğu belirtilmiştir.

Ayrıca beden ve ruh sağlığı tehlikesinin yanında, yerleşim alanlarında insanlar arasında anlaşmazlıklar doğurduğu, bunun sonucunda hukuk ihlalleri ortaya çıkmaktadır. Öyle ki: Baz istasyonlarının yerleşim alanı içinde bulunduğu nokta itibariyle 250 m yarıçaplı bir daire alanı içindeki tüm ailelerden muvafakat name alınması gerekirken alınmadığı dile getirilmiştir.

Daha başka nedenlerin ileri sürülebileceği noktasında; toplumsal barışı, ruh ve sağlığını tehdit etmesi, hukukun ihlali gibi ana nedenlerden dolayı bu tür oluşumlara izin verilmemesi gerektiği; bunun için hukuki bir düzenlemeye gerek olmakla birlikte, uygulama için bunu beklemeye gerek olmadığı, Yargıtay ve Danıştay kararlarının yeterli hukuki metinler olduğu sonucuna varılmıştır.


Yerleşim yerlerine baz istasyonu kurulmaması iletişimi engelleyen bir durum ifade etmediği; iletişim için yerleşim yerlerinin dışındaki alanlara 60 metreden yüksek kule antenler ve bu antenlere verilen yüksek güçle ihtiyacın teknik olarak karşılanabileceği kanaatine varmıştır. Telekomünikasyon Kurumu’nun bilimsel bir otorite gibi davranıp, baz istasyonlarının yararlıymış gibi söylem ve eylem içinde olması, toplumsal taleplerin de görmezlikten gelinerek yerleşim alanlarına hem de baz istasyonlarının kurması; GSM firmalarının daha ekonomik olması açısından tercih sebepleri olmaktadır. Böyle çaba içinde olmaları da toplum sağlığını her yönüyle etki ermektedir.

Sonuç olarak: binlerce baz istasyonunun bütün risklerini içinde taşıdığı bir ülkede yaşamaktansa; bunların sağlayacağı faydalardan yoksun ya.şamayı göze almalıyız. Sırf bu nedenle baz istasyonlarının yerleşim alanlarının dışında bir yerlere kurulması yönünde yasal düzenlemelerinin yapılmasının uygun olacağı, rast gele yerlere baz istasyonu kurulma uygulaması 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunun Komşu Haklarını 737 Sayılı Kanununda, hem de BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine açıkça aykırı olduğu görülmektedir.

 

***

 

 

 Esas Karar
2004/2954 2004/10516

YARGITAY İLAMI

MAHKEMESİ :A Asliye 22. Hukuk Hakimliği
TARİHİ :18/12/2003
NOSU :2002/792-2003/973
DAVACI :Ü
DAVALI :1-M Apt. Yönetimi adına A 2-A. AŞ

Davacı Ü vekili tarafından, davalı A. AŞ ve M. Apt. Yönetimi aleyhine 27.12.2002 gününde verilen dilekçe ile komşu apartmanda kurulu telefon baz istasyonunun kaldırılmasının istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 18.12.2003 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.

 

1-Davacı, davalı olarak apartmanın yöneticiliğini göstererek bina üzerine monte edilmiş olan cep telefonu baz istasyonunun kaldırılmasını istemiştir.. Bilindiği üzere apartman yönetiminin ayrı bir tüzel kişiliği yoktur. Bu nedenle apartmanın ortak yerlerinden kaynaklanan zararlardan, kat malikleri sorumludur. Öyleyse tapu kaydına göre kat malikleri belirlenerek davanın onlar aleyhine açılması gerekir.. Mahkemece bu yön üzerinde durulmadan eksik inceleme ve yazılı gerekçe ile apartman yönetimi aleyhine karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir

 

2-Davacı, halen oturmakta olduğu binaya yakın yerde bulunan komşu apartman üzerine davalı A. A.Ş tarafından kurulan GSM baz istasyonunun insan sağlığı açısından tehlike yarattığını; davalının bu haliyle yasal düzenlemelere bu bağlamda Medeni Kanunun 661. ve devamı maddelerinde yer alan hususlara aykırı davrandıklarını ayrıntılı biçimde dilekçesinde belirttikten sonra, mevcut bilimsel verilere uygun olmayan bu istasyonun sökülerek kaldırılmasına, böylece tehlikenin giderilmesine karar verilmesini istemiştir.

 

Davalı tarafından davaya karşı verilen cevapta , davacının iddiasını kanıtlaması gerektiğini, istasyonu yönetmelik kurallarına göre kurduklarını ve işlettiklerini, davacının iddia ettiği zararının henüz gerçekleşmediğini, yerden geniş bir halk kitlesine yayın yaptıklarını ve kamu hizmeti verdiklerini; kaldı ki baz istasyonlarının nükleer radyasyona neden olmadıklarını, bu konuda bilimsel düşünce ve raporlar olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece davacının iddiası, davalının savunmaları ve davaya neden olan olayın da özelliği gözetilerek alanlarında uzman olan bilirkişilerden birden fazla rapor alınmıştır. Alınan bu raporlar üzerine, uyuşmazlığın komşuluk hukukundan kaynaklandığını ve dava konusu baz istasyonunun yaydığı elektromanyetik dalgaların yönetmelikte kabul edilen limitlerin altında olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ve kararı davacı temyiz etmiştir.

 

Uyuşmazlık son yıllarda kullanılan cep telefonlarındaki haberleşmeyi sağlayan ve baz istasyonları olarak isimlendirilen tesisin kullanılması sonucu bir zararın bulunup bulunmadığı varsa bu zararın hangi durumlarda söz konusu olabileceği ve yine giderilmesi konusunda ne gibi önlemlerin alınması gerektiği noktasında toplanmaktadır. Dava konusu olan tesisin cep telefonlarının kullanımı için zorunlu olduğu ve bu tesisin geniş bir kitleyi ilgilendirmesi itibariyle de kamuya hizmet vermeyi amaçladığı da tartışmasızdır. Ne var ki bu hizmetin verilmesinde ve tesisin kullanılması sonucu hukuk kurallarının bir gereği olarak doğan zararlardan da tesis sahibi sorumludur. Hatta bu sorumluluk kusura dayanmayan, tehlike sorumluluğu olarak da kabul edilmek gerekir. Bu özelliği itibariyle tesisi kullanan ve onu işletenin yüksek özen yükümlülüğü bulunmaktadır. Aksi halde, en küçük bir özensizliğin maddi değerlerle ölçülemeyecek kadar ağır sonuçlar doğurması kaçınılmazdır. Bunun için zarar görenin zararını değil, tesis ve işletme sahibinin tesisin işletilmesinden dolayı kişilere, bu bağlamda çevreye bir zarar vermediği ve herhangi bir olumsuz sonuç yaratmadığının kanıtlanması gerekir. Bu sonuç genel sorumluluk kurallarının aksine olarak, davalıların işletmesinin ağır tehlike doğuracak özelliğinden kaynaklanmaktadır.

 

Tüm bu genel açıklama ve nitelendirmeler göz önünde tutulup somut olay dava konusu edilen istasyonu davacının oturduğu bina ile davalının işleticisi olduğu tesisin konumunun incelenmesi gerekmektedir. Bu bağlamda tesisin kurulma amacına uygun olarak

 

işletilmesi durumunda kişi ve çevreye zarar verip vermediğinin belirlenmesi önem taşımaktadır. Bu açıklamalar itibariyle davalının ileri sürdüğü itirazları arasında bu baz istasyonları için sunulan sertifikalarında adı yazılan alan şiddeti, limit değerlerinin belirlenmesi, ölçüm yöntemleri ve denetlenmesi hakkındaki yönetmeliğe uygun olup, buna göre güvenlik sertifikası bulunduğu konusundaki savunmanında irdelenmesi gerekmektedir. Davalıya “Telekomünikasyon Kurum Güvenlik Sertifikası” adı altında bir kullanma belgesi verilmiştir. Sertifikada, kullanımla ilgili limitler belirtilmiştir. Bilirkişiler tarafından yapılan inceleme sonunda, sertifikada belirtilen limitlerin yönetmelikte belirtilen limitlere uygun olduğu, hatta yönetmelikteki limitlerin de altında bulunduğu belirtilmiştir. Ne var ki yapılan bu belirlemelerle bir zararın olmayacağı kabul edilemez. Yönetmelik ve bu yönetmelikteki ölçülere göre verilen sertifika, soyut bir belirlemeyi içermektedir. Bu bağlamda, o anda o yerde ve belirtilen güçte kurulacak istasyonun değerlerini belirtmektedir. Nitekim sertifikada bu nitelikleri içermekte olup, kurulan istasyonun çevresindeki binaların ve giderek konumunu belirtmemektedir. Bu da sertifikadaki ölçülerin tüm bilimsel verilere uygun olduğu ve zarar doğurmayacağı anlamına gelmez. Kaldı ki, hukuk kurallarındaki norm düzenlemesi itibariyle yönetmelik ve yönetmeliğe uygun bir işlem yapılsa bile, buna karşın çevreye verilen zarardan, eylemde bulunanın sorumlu olmayacağı sonucu doğmaz. Ayrıca yargıç, uyuşmazlığın çözümünde yönetmeliğe değil yasaya, genel hukuk kurallarına ve bu bağlamda sorumluluk hukukunun ilkelerine göre karar vermek zorundadır. Bunun içindir ki, yerel mahkemenin yönetmeliğe ve yönetmeliğe göre verilen sertifikayı bağlayıcı olarak kabul etmemelidir. Bilirkişiler de, dava konusu istasyondaki ölçümlerin yönetmelikteki limitlerin altında olduğunu; ancak kurulan istasyonun davacının binasının çok yakınında bulunduğunu, uzun sürede insan sağlığı için tehlike yarattığını ve yerleşim yerlerine uzakta kurulması gerektiğini belirtmişlerdir. Yapılan şu bilimsel açıklamalar itibariyle, tek başına ölçüm sonuçlarının düşük olması, zarar doğurmayacağı anlamına gelmez. Diğer koşulların bu bağlamda, tesisin kurulduğu yerin yerleşim yerlerine ve davacının evine olan yakınlığı ile davacının eşi ile birlikte sürekli evde oturup küçük yaştaki toruna bakmakta olduğunun da göz önünde tutulması gerekir. Bu olayda bilirkişiler, davacının da bulunduğu binada uzun süreli kalındığını ve böylece kısa sürede etkili olmasa da yıllar itibariyle zarar doğurmasının her zaman olanaklı bulunduğunu belirtmişlerdir.

 

Davalı, kamu yararına hizmet verdiklerini savunmuştur. Gerçekten yukarıda da açıklandığı üzere davalı tarafından bu ve benzeri tesislerin işletilmesi sonucu geniş bir halk kitlesinin yarar sağladığı bilinen bir olgudur. Ne var ki, bu yararın sağlanması karşısında kişilerin zarar görmesi hoş görülemez. Bu bakımdan gerek hizmetten elde edilen yarar ve bunun karşısında verilen zararın dengelenmesi gerekmektedir. Hiçbir hizmet, insan yaşamı kadar öncelik ve önem taşımaz. Diğer bir anlatımla, yararlı bir hizmetin karşılığı olarak insanın ölümü uygun bir sonuç olarak kabul edilemez. İnsan yaşamında tehlike yaratan bir hizmetin, kişi yaşamının önüne geçmesi ve ona üstünlük tanınması doğru bir yaklaşım olarak düşünülemez. Kaldı ki somut olayda, bu hizmetin aynı yerde verilmesinde zorunluluk da bulunmamaktadır. Muhtemelen fazla bir giderle de olsa, başka bir yerde aynı sonuçları sağlayacak bir istasyonun kurulması ve hizmet vermesi olanaklıdır. Bu nedenle davalının bu yöndeki savunma ve itirazları da yerinde değildir.

 

Dosyada ayrıntılı olarak hazırlanan raporlardan da anlaşılacağı üzere, bu istasyonun yaratacağı tehlikeler bilimsel ölçü ve verilerle sunulmuştur. Bilirkişiler kendi alanlarında ve bu konuda uzman olan kişilerdir. Bu bakımdan raporları yeterlidir. Davalılar tarafından somut olayla ilgili bulunan raporların aksini belirttiği iddiasıyla sunulan bilimsel düşünceler genel bir nitelik taşıyıp, doğrudan somut olayla ilgili bulunmadığı gibi, bu konuda aksi düşünceleri içeren görüşler olarak da düşünülmemelidir. Davalıların sunduğu yazılardaki bilimsel düşünceler, genel bir nitelik taşıyıp somut olaya özgü bir içerik taşımadığından bunlara da itibar edilemez.

 

Bir diğer konu da; bilirkişiler tarafından da belirtildiği üzere, bu tür tesislerin konuşmanın yoğun olduğu yerlere yakın kurulmasıdır. Kendilerinin de bu teknik kuralı gözeterek kurulacak yeri belirlemiş olmasıdır. Davalılara konuşmacılara sağlanan yarar bakımından bu belirleme doğru olabilir. Ancak tesisin böyle bir yerde ve bu konumu ile kullanılmasının da özellikle yakın çevresine zarar verdiği de açıktır. Bu bakımdan, bu tesisten üçüncü kişilerle birlikte davacı da yararlanmış olsa, sağlanan yararla verilen zararın dengelenmesi genel bir hukuk kuralıdır. Yarar, haberleşmeyi amaçlamaktadır. Zararın ise, insan sağlığı ve yaşamı ile ilgili olduğu gözetildiğinde, ikinci değere önem verilmesi gerekmektedir. Yine davalı tarafından ileri sürülen ve daha önce Yargıtay 1 ve 11. Hukuk Dairelerince verilen kararların eldeki bu kararla çeliştiği ileri sürülmüşse de, anılan daire kararlarında uyuşmazlığın çözümünde yönetmelikteki ölçü birimlerinin davaya konu edilen istasyonda gözetilip gözetilmediği, gözetilmemiş olsa dahi zarar doğurup doğurmadığının belirlenmesi yönündedir. Bu belirlemeye göre anılan kararların eldeki kararla çelişmediği sonucuna varılmalıdır. Şöyle ki; bir istasyon yönetmeliğe uygun olarak çalıştırılsa dahi, zarar verdiği takdirde yönetmeliğe uygun olduğundan söz edilerek zarar verenin sorumluluktan kurtulması kullanıma devam edilmesi sonucunu doğurmaz. Yönetmeliğe uygun değilse, zaten hukuka aykırılık gerçekleşmiş olacaktır.

 

Yukarıdan beri açıklanan dosyadaki tüm bilgi, belge ve bilirkişi raporlarına göre kullanılan istasyonun konumu itibariyle uzun sürede kişi ve çevreye zarar verdiği, bu nitelikteki bir istasyonun halen bulunduğu yerde kullanılmasının sakıncalı bulunduğu, bunun daha uygun ve yerleşim çevresinden daha uzakta kurulması gerektiği ifade edilmiştir. Bu belirlemeler itibariyle dar anlamda ve para ile ölçülebilen bir zarar yok ise de, çevre binalarda ve bu bağlamda davacının oturmakta olduğu binada yaşayanlar için sağlık bakımından büyük endişeler taşıdığı, bu yerde oturanların psikolojik olarak yaşamını olumsuz biçimde etkilemekte ve bunun da psikolojik yapısında tedirginlik ve ümitsizlik yaratacağı, bu haliyle
de yaşamdaki sağlık değerleri düşünüldüğünde o yerde oturmanın olumsuz hale geleceği göz önünde tutulduğunda, davacının, zarar gördüğü kabul edilmeli ve davanın kabulüne karar verilmelidir. Mahkemece bu yönler üzerinde durulmadan yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda (1) ve (2) sayılı bentlerde açıklanan nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 27.9.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 

SON

 

Hazırlayan Enver BULUT

 

 

 

***DarıcaHalkDer

225
0
0
Yorum Yaz